DESTEK OL!
Gönüllü Ol
HABERLER

İklim krizi kadar varoluşsal bir tehdit: Biyoçeşitlilik kaybı ve gıda üretimi

Yayınlanma Tarihi: 14 Eylül 2020
İklim krizi kadar varoluşsal bir tehdit: Biyoçeşitlilik kaybı ve gıda üretimi

Mevcut tarımsal uygulamalar ve yoğun tarımsal üretimin küresel olarak biyoçeşitlilik bakımından sıcak noktalara yayılması, dünyanın geriye kalan biyoçeşitliliğini tehdit ediyor. Peki gıda endüstrisi biyoçeşitlilik kaybını yavaşlatmak için ne yapabilir?

Çeviri: Sinem Uğurdağ – Buğday Gönüllü İletişim Ekibi


İklim ile ilişkili kaygılar ana akım medyanın odak noktalarından biri haline geldi. Dünya, giderek daha sıradan hale gelen aşırı hava olayları, kuraklık ve sellerle yıpranmışken; iklim değişikliği ve net sıfır geleceğe doğru hareket, hem politika yapıcılar hem işletmeler hem de tüketiciler için önemli bir hedef haline geldi.

Bununla birlikte, çevre korumanın bir yönü şu anda diğerlerinden daha az ilgi görüyor: Biyoçeşitlilik.

Altıncı kitlesel yok oluşun eşiğindeyiz. İnsan faaliyetleri, yabani hayvanların %83’ünün ve tüm bitkilerin yarısının kaybolmasına neden oluyor. Biyoçeşitlilik, insanlık tarihinin herhangi bir noktasında olduğundan daha hızlı azalıyor ve bu hız gün geçtikçe artıyor.

2030’a kadar kentsel alanların 2000 yılında olduğundan üç kat daha fazla alanı kaplaması ve bu genişlemenin büyük bir kısmının Latin Amerika ve Asya’daki önemli biyoçeşitlilik sıcak noktalarında gerçekleşmesi bekleniyor.

Gıda üretimi de çevresel problemlere etki eden önemli faktörlerden biri olarak görülmektedir. Doğal alanların, monokültürlere odaklanarak ve kimyasal tarım zehirlerine ve gübrelere bel bağlayan sanayileşmiş tarım alanlarına dönüştürülmesi, biyoçeşitlilik üzerinde yıkıcı bir etkiye sahip.


Zehirsiz Kampanya‘ya destek ol; biyoçeşitliliğe zarar veren, bizi zehirleyen pestisitler yasaklansın.

Halihazırda, gezegenimizin buzsuz toprak yüzeyinin üçte birinden fazlasının gıda üretimine ayrıldığı tahmin ediliyor. Nitekim, son 300 yılda doğal otlakların yaklaşık %50’si ve doğal ormanların üçte biri gıda üretimi için dönüştürülmüştür. Gıda sistemi, 2050 yılına kadar 9,7 milyar insana varacağı tahmin edilen küresel nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak için üretimi artırmaya çalışacağından bu alanların da artması bekleniyor.

Ancak, gıda üretimi biyoçeşitlilik üzerinde olumsuz bir etkiye sahipken, gıda sisteminin sürdürülebilirliği de aslında yine ona bağlı. Başka bir deyişle; sağlıklı toprakları oluşturmak ve korumak için yapılan tarım biyolojik çeşitliliğe bağlıdır. Biyoçeşitlilik kaybı, tarımsal sistemlerin patojenlere (hastalık mikroplarına), iklim değişikliğine ve aşırı hava olaylarına karşı dayanıklılığını zayıflatıyor. Tozlayıcıların kaybı ise, onlara bağlı olan tarımsal hammaddelerin üretimini tehdit ediyor.

UEBT (Etik Biyo-Ticaret Birliği) İcra Direktörü Rik Kutsch Lojenga, FoodNavigator’a verdiği röportajda, “Biyoçeşitlilik kaybı, iklim krizi gibi varoluşsal bir tehdittir. Şu anda ve gelecekte ekonomik çabalarımızın dayanıklılığı, insanların bu krizlerin üstesinden gelip gelemeyeceğine bağlı olacak.” diyerek, kaygılarını dile getirdi.

Lojenga, “Biyoçeşitlilik kaybı, dünya genelinde geçim kaynakları bu çeşitliliğe dayanan yerel ve yerli topluluklar üzerinde yıkıcı etkilere sahiptir. Yeryüzündeki tüm yaşamın hayatta kalması için biyoçeşitliliğe ihtiyaç vardır.” diye ekleyerek insan maliyetine de değindi.

Farkındalıktaki “büyük dönüşüm”

Lojenga, endüstrilerin biyoçeşitlilik konusundaki farkındalığında “büyük bir dönüşüm” gözlemledi: “Biyoçeşitlilik kaynaklı hammaddelerin gelişiminde erişim ve fayda paylaşımına yönelik somut plan ve politikaların sayısında, biyoçeşitliliğe saygı duyan etik kaynak bulma sistemleri konusunda ve şirketlerin gerçekleştirebileceği somut biyoçeşitlilik eylemlerine ilişkin farkındalıkta bir değişim görüyoruz.”

Bu değişimin zorunluluktan kaynaklandığına inanan Lojenga, açıklamasına şöyle devam ediyor: “Muhtemelen, gelecekte yalnızca yapılan yenilikler ve kullanılan malzemelerin doğadan temin edilmesi ile biyoçeşitliliğin yeniden oluşturulmasına ve artırılmasına katkıda bulunabilen işletmeler faaliyet gösterecek.”

Tüketiciler gıda sektörünün de harekete geçmesini bekliyor. UEBT 2018 tüketici anketine göre, insanların %79’u, doğal içeriklerin temininde insanlar ve biyoçeşitlilik üzerinde olumlu bir etkiye sahip olmaları konusunda ‘şirketlerin ahlaki bir yükümlülüğü’ olduğuna inanıyor. Ancak bu insanların yalnızca %37’si şirketlerin bu konulara ciddi bir şekilde önem verdiğine güveniyor.

***

UEBT standardının gerektirdiği uygulamalardan bazıları, bitki yetiştirme veya toplama faaliyetleri için ormanların kullanılmasına getirilen kısıtlamalar, nesli tükenmekte olan türlerin korunması ve kimyasal tarım ürünlerinin kullanımıyla ilgili katı kurallar gibi biyoçeşitlilik kaybını azaltmaya yönelik çabaları içerir. Program ayrıca çiçek şeritleri, çitleri, tozlayıcıları koruma projeleri, organik uygulamalar ve doğal ekosistemlere yapılan diğer katkılar gibi biyoçeşitliliği yeniden oluşturan uygulamaları da teşvik ediyor.

Lojenga, “UEBT her zaman, üyelerinin uygulamaları iyileştirmek için kaynak bulma sistemleri ve taahhütleri oluşturmanın ve bir etki yaratmak için sahada aktif olmanın ötesine geçmesini ister. Bu, çeşitli şekillerde olabilir; tedarik zincirlerini entegre ederek veya tedarik zinciri ortaklıkları yoluyla tedarik zinciri düzeyinde bir etki veya sonuç alınabilir.” diyerek bu konudaki görüşlerini detaylandırdı.

Uzun vadeli ortaklıkların kurulması, daha yüksek üretim maliyetlerini yansıtan adil fiyatların sağlanması, ücretler ve çalışma koşulları üzerinde durulması veya sağlık hizmetleri ve okullar gibi yerel altyapının kurulması da bunlara örnek olarak gösterilebilir.

Lojenga,  “Kozmetik, gıda ve ilaç sektörlerinden birçok şirket etik kaynak bulma sistemi sertifikasyonu konusunda bizimle birlikte çalışıyor.” diyerek, biyoçeşitliliği destekleme yönündeki yolculuklarında, UEBT’nin başka şirketlerle birlikte çalıştığına da dikkat çekti.


Çeviri: Sinem Uğurdağ – Buğday Gönüllü İletişim Ekibi

Kaynak: FoodNavigator Biodiversity loss and food production: ‘An existential threat on the same level as the climate crisis’, Katy Askew

Etiketler: , , , ,

Henüz yorum yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaş